GELECEĞİN ECZACILARINI YETİŞTİRMEK İSTİYOR

Akademik hayatındaki başarısını Koji Leke Kremi ile özel sektöre de taşıyan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mutlu Aytemir, üniversite, Ar-Ge ve eczacılık eğitimi hakkındaki düşüncelerini ve gelecek döneme ilişkin planlarını anlattı.

Değerli Hocam, bizlere akademik hayatınızdan bahseder misiniz?

1992 yılında Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldum. Yüksek lisans ve doktora eğitimimi aynı fakültede Farmasötik Kimya Anabilim Dalı’nda tamamladım. Bilimsel hayatımın en önemli yıllarını, doktora tez çalışmamı yapmak için gittiğim Londra Üniversitesi King’s College’da geçirdim. Akademik hayatımı aldığım birçok ödülle taçlandırdım.

Yaklaşık 29 yıldır akademide Farmasötik Kimya alanında ilaç ve kozmetik etkin madde tasarımı, sentezi ve bunların farmakolojik etkilerinin araştırılması üzerine çalışıyorum. Analjezik, antimikrobiyal, epilepsi ve çeşitli kanser tedavileri üzerinde çalışmalar yaptım.

Bunun yanı sıra antitirozinaz etkili bileşikler üzerinde yaptığım çalışmalarla birlikte Koji Leke Kremi’nin hikâyesi başladı. Hacettepe Teknokent bünyesinde kurucusu olduğum Koji Kozmetik Kimya San. Tic. A.Ş. tarafından geliştirilen bu ürün, akademik Ar-Ge çalışmalarımın fikri mülkiyet hakları korunarak ticarileştirilmesi sonucunda satışa sunuldu.

Tirozinaz enzim inhibitörü bileşikler üzerine yaptığımız çalışmalarda, cilt kanserinin dünyada ölüme neden olabilen ciddi bir sağlık problemi olduğunu ve ülkemizde bu alanda yeterli çalışma yapılmadığını gözlemledik. Ciltte oluşan lekeler ve benler, genetik yatkınlığa da bağlı olarak uzun vadede cilt kanseri gelişimine zemin hazırlayabilir. Bu kanserlerin iyi huylu (benign) ve kötü huylu (malign) olmak üzere iki farklı türü bulunur.

Biz çalışmalarımızda özellikle malign melanoma tedavisinde etkili olabilecek yeni bileşikler üzerine yoğunlaştık. Elde ettiğimiz başarılı sonuçlarla Türk Patent ve Marka Kurumu’na patent başvurularında bulunduk.

İlk patentimizi, tirozinaz enzim inhibitörü olan bir molekülümüz ile aldık. Bu bileşiğin, kozmetik sektöründe leke tedavisinde yaygın olarak kullanılan kojik asitten yaklaşık 6 kat daha güçlü antitirozinaz etkisine sahip olduğu; ayrıca antioksidan ve yaşlanma karşıtı (anti-aging) özellikler gösterdiği belirlendi.

Kojik asit, 1800’lü yıllardan beri bilinen ve kozmetikte leke tedavisinde kullanılan bir bileşiktir. Ancak stabilitesi düşüktür, ışıktan etkilenir ve ciltte irritasyona neden olabilir. Bu durum kızarıklık ve soyulmaya yol açarak enfeksiyon riskini artırabilir ve estetik açıdan rahatsızlık oluşturabilir.

İlk bakışta leke basit bir sorun gibi görünse de yaşam kalitesini olumsuz etkileyebilecek ciddi cilt problemlerine neden olabilir. Leke tedavisinde hekimler, antitirozinaz etkili bileşiklerin yanı sıra farklı mekanizmalarla etki gösteren maddelerin birlikte kullanılmasını önermektedir.

Hiperpigmentasyon tedavisinde kimyasal peeling, kriyoterapi veya lazer uygulamaları gibi ciltte tahriş ve enfeksiyon riski taşıyan yöntemler uygulanabilmektedir. Tedavide kullanılan maddelerin de dikkatli seçilmesi gerekir. Örneğin alfa hidroksi asitler (AHA), cildi soyarak etki gösterir ve irritasyona bağlı çeşitli problemlere neden olabilir.

Güneş ışınları bu irritasyonu artırdığı için leke problemi yaşayan birçok kişi tedaviyi kış aylarında tercih etmektedir.

Patentli bileşiğimizle geliştirdiğimiz Koji Leke Kremi, cildi soymadan etki gösterdiği için irritasyona neden olmaz. Normal bir nemlendirici gibi sabah ve akşam kullanılabilir; hatta yaz aylarında da güvenle uygulanabilir. Sadece çok hassas ciltlerde hafif kızarıklık görülebilir. Bu nedenle kullanıcıların ilk kullanım öncesinde kol iç kısmında küçük bir bölgede deneme yapmalarını öneriyoruz.

Ürünle ilgili kullanıcı geri bildirimleri oldukça olumlu. Beklenen sonucu alamayan kişilerde ise bunun en önemli nedenleri ürünün düzenli kullanılmaması veya cilt tipine uygun güneş koruyucu tercih edilmemesidir. Ayrıca uzun yıllar güneşe maruz kalmış lekelerin tedavisi daha zordur. Bu nedenle düzenli güneş koruyucu kullanımı büyük önem taşımaktadır.

Peki güneş koruyucuların içerisindeki ortak madde nedir? Tüketici nelere dikkat etmelidir?

Kaliteli ve doğru filtreleri içeren güneş koruyucuların kullanılmasını tavsiye ediyorum. Eczanelerde satılan, içeriğinde titanyum dioksit ve çinko oksit gibi doğal mineraller bulunan ürünler tercih edilebilir.

Güneş koruyucular hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı koruma sağlamalı ve formülasyonları güvenilir olmalıdır. Bu nedenle Koji Leke Kremi kullanıcılarına her zaman, “Lütfen cilt tipinize uygun ve kaliteli güneş koruyucu ürünler kullanın.” tavsiyesinde bulunuyorum.

Marka ismi vermiyorum ancak eczanelerden güvenilirliğine inandığınız ürünleri tercih etmenizi öneriyorum.

50 SPF bir güneş koruyucuyu günde tek sefer kullanmak yerine, mümkünse 30 SPF bir ürünü gün içerisinde 3-4 saatte bir yenileyerek kullanmanın daha etkili olduğunu düşünüyorum.

Bir diğer önemli nokta ise lekeli cilde sahip kişilerin SPF içeren makyaj ürünlerini tercih etmeleridir. Ciddi leke problemi yaşayan kişiler; şapka, güneş gözlüğü gibi ek koruyucu ekipmanlardan da faydalanmalıdır. Çünkü leke karşıtı ürünlerle melanin sentezi baskılansa bile UV ışınları melanin üretimini yeniden tetikleyebilir.


Cildimizi korumanın önemi kış aylarında da geçerli değil mi?

Kesinlikle. “Sadece yaz aylarında ya da dışarı çıkarken güneş koruyucu kullanmalıyım.” düşüncesi doğru değildir.

Sadece güneş değil; ofis aydınlatmaları ve bilgisayar ekranları gibi yapay optik radyasyon kaynakları da uzun süre maruz kalındığında cilt lekelerinin oluşumunu tetikleyebilir.

Gün boyunca bilgisayar başında çalışıyorsanız güneş koruyucunuzu ihmal etmeyin. Eviniz yoğun gün ışığı alıyorsa ev içerisinde de koruyucu kullanmanız faydalı olacaktır.

Leke oluşumuna yatkın kişiler için güneş koruyucu kullanımı günlük bakım rutininin vazgeçilmez bir parçası olmalıdır.


Bir Ar-Ge ürünü olan Koji Leke Kremi’nden bahseder misiniz?

Koji Leke Kremi, tirozinaz enzimini inhibe ederek melanin oluşumunu azaltan etki mekanizmasına sahiptir.

Ulusal ve uluslararası patentlerle korunan Kojylmethyl Dichlorobenzyl Piperazine adlı aktif bileşen kullanılarak geliştirilmiş, yerli ve milli bir dermokozmetik üründür.

Düzenli kullanımda; güneş lekeleri, doğum lekeleri, yaşlılık lekeleri, sivilce ve akne izleri gibi farklı nedenlerle oluşan lekelerin görünümünün azalmasına yardımcı olurken cilde daha aydınlık, pürüzsüz ve yumuşak bir görünüm kazandırmayı hedefler.

Formülasyonunda bulunan yasemin (Jasminum officinale), zambak (Lilium candidum) ve manolya (Magnolia officinalis) çiçek ekstreleri sayesinde cildi nemlendirir, elastikiyetini destekler ve su kaybını azaltmaya yardımcı olur.

Yağsız yapısıyla kolay emilir ve cilde hızlı nüfuz eder. Aynı zamanda içerdiği B5 ve E vitamini ile cilt bariyerini desteklerken melanin sentezinin kontrol altına alınmasına katkı sağlar.

Ancak bazı hormonal hastalıklar da ciltte leke oluşumuna neden olabilir. Bu gibi durumlarda altta yatan hormonal problem tedavi edilmeden yalnızca krem kullanımı yeterli olmayacaktır. Benzer şekilde bazı hormon ilaçları ve farklı ilaç grupları da leke oluşumunu tetikleyebilir. Bu ilaçlar kullanılmaya devam ettiği sürece yeni lekeler oluşabileceğinden tedavi sürecinin hekim kontrolünde yürütülmesi önemlidir.

Kullanıcılardan aldığımız olumlu geri dönüşler ise yeni Ar-Ge çalışmalarımız için en büyük motivasyon kaynağı oluyor.

Hem bir girişimci hem de İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanı olarak öğrencilerinizin çok şanslı olduğunu düşünüyorum. Onları hem akademik hem de girişimcilik açısından destekliyorsunuz.

Evet, bu benim için çok önemli. 2019 yılında İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’ne geldiğimde öğrencilerimiz henüz 1. sınıftaydı. Fakülteye asaleten atanan ilk dekanım. Bu nedenle kendimi aynı zamanda kurucu dekan olarak görüyorum.

Fakülte kurulmuştu ancak önemli eksiklikler vardı. Geçen iki yıl içerisinde büyük mesafe katettik. Bugün 32 eczacı, 2 biyolog ve 1 kimyager akademisyenden oluşan; alanında doktora yapmış, genç, dinamik ve güçlü bir akademik kadroya sahibiz.

Fakültemiz, 2020 yılında devlet üniversiteleri arasında yapılan değerlendirmede 50 eczacılık fakültesi içerisinde 9. sıraya, 2006 yılından sonra kurulan eczacılık fakülteleri arasında ise 3. sıraya yükseldi.

Pandemi döneminde güz yarıyılında yüz yüze eğitim veren tek devlet üniversitesi olduk. YÖK’ün uygulamalı derslere izin vermesinin ardından 3. sınıf öğrencilerimizi gönüllülük esasına göre fakülteye davet ettik. 82 öğrencimizin 75’i kendi isteğiyle yüz yüze eğitime katıldı.

Bu bizim için sevindirici bir gelişmeydi. Ancak hemen ardından İzmir depremini yaşadık. Eğitimimize kısa bir ara verdikten sonra laboratuvar uygulamalarımızı ve sınavlarımızı yeniden yüz yüze gerçekleştirerek güz dönemini başarıyla tamamladık. Bahar döneminde ise hem ikinci hem de üçüncü sınıflarla yüz yüze eğitime başladık ve laboratuvarlarımızı pandemi kurallarına uygun şekilde yürüttük.


Fakültenizde ne gibi yenilikler yaptınız?

Fakültemizde Kozmetoloji, Fitoterapi ve Hücre Kültürü Laboratuvarları kurduk. Ayrıca yeni açılan birçok eczacılık fakültesinde bulunmayan Klinik Eczacılık Anabilim Dalını da hayata geçirdik.

Klinik eczacılık alanında önümüzdeki yıllarda çok önemli çalışmalar gerçekleştireceğimize inanıyorum.

Akademik başarı açısından da oldukça iyi bir noktadayız. Uluslararası yayınlarımız ve yürüttüğümüz bilimsel projelerimiz hızla artıyor. Ege Üniversitesi ile ortak yürüttüğümüz Covid-19 aşı çalışması da devam ediyor.


Öğrencilerinizle iletişiminiz oldukça güçlü görünüyor.

Hem akademik kadromuz hem de öğrencilerimiz son derece dinamik ve mesleğini seven insanlardan oluşuyor.

Bu mesleği sevmeden akademisyenlik yapmak mümkün değil. Bazen gece 10’a kadar fakültede çalışıyor, hafta sonları da kampüse geliyoruz. Eve gittiğimizde de çalışmalar devam ediyor. Akademiyi sevmeyen biri bu tempoya ayak uyduramaz.

Ben de öğrencilerime akademiyi sevdirmeye çalışıyorum.

Sosyal medya ve WhatsApp grupları aracılığıyla bana doğrudan ulaşabiliyorlar. Aynı gruplarda öğretim üyelerimiz de bulunuyor. Böylece öğrencilerimiz yaşadıkları sorunları hızlıca paylaşabiliyor ve çözüm bulabiliyorlar.

Düzenli olarak memnuniyet anketleri yapıyor, öğrencilerimizin ihtiyaçlarını belirliyor ve çözüm üretmeye çalışıyoruz.

Pandemi döneminde kız öğrenci yurdumuzun açılması da önemli bir gelişmeydi. Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse’nin katkılarıyla yurdumuz hizmete açıldı. Kampüse yakın olması ve internet altyapısının bulunması öğrencilerimiz için büyük avantaj sağladı.

Ne yazık ki öğrencilerimizin önemli bir bölümünün evinde bilgisayar ya da internet erişimi bulunmuyor. Birçok öğrencimiz derslere cep telefonuyla katılmaya çalışıyor. Bu nedenle uzaktan eğitim planlanırken öğrencilerin sosyoekonomik koşullarının da mutlaka dikkate alınması gerektiğine inanıyorum.

Biz uzaktan eğitimi başarıyla yürüttük ancak önemli olan herkes için eğitime erişilebilirliği sağlayabilmektir.


Farklı üniversitelerden gelen akademisyenlerin fakültenize katkısı nedir?

En büyük avantajlarımızdan biri, çok farklı üniversitelerde eğitim almış akademisyenlerden oluşan güçlü bir kadroya sahip olmamızdır.

Hacettepe, Ankara, Gazi, Ege, İstanbul, Anadolu ve Akdeniz Üniversitesi gibi farklı kurumlarda yetişmiş akademisyenlerimizin farklı bakış açıları bulunuyor.

Biz bu zenginliği öğrencilerimize yansıtmak istiyoruz.

Hedefimiz; ezberci eğitim anlayışından uzak, öğrenci odaklı, Ar-Ge ve inovasyona önem veren, etik değerlere bağlı ve mesleğini seven eczacılar yetiştirmek.


Eczacılık eğitimi sizce nasıl olmalı?

Eczacılık yalnızca ilacı raftan alıp hastaya vermek değildir.

Eczacı; ilacın doğru kullanımını anlatan, hastasını takip eden, bulunduğu çevrenin birinci basamak sağlık danışmanı olan sağlık profesyonelidir.

Bu nedenle iletişim becerileri güçlü olmalı ve çok iyi eğitim almalıdır.

Bunun yanında eczacılık eğitiminin işletmecilik yönü de ihmal edilmemelidir. Çünkü eczacı aynı zamanda bir işletmeyi yönetmektedir. Çalışanlarını yönetmeli, ekonomik süreçleri takip etmeli ve bilimsel bilgisini hastalarına en doğru şekilde aktarmalıdır.

Biz de bu anlayış doğrultusunda fakültemizde yalnızca serbest eczane eczacılığına değil; klinik eczacılık, endüstriyel eczacılık ve Ar-Ge alanlarına da ağırlık veren çağdaş bir eğitim modeli uyguluyoruz.


Son olarak genç eczacılara vermek istediğiniz mesaj nedir?

Ben geleceğe umutla bakıyorum. Gerçekten bilinçli ve istekli bir genç kuşak geliyor.

Ancak rekabet her geçen gün artıyor. Başarılı olmak isteyen gençlerin doğru eğitim alması ve doğru mentorlarla çalışması gerekiyor.

Ülkemizin ihtiyaç duyduğu; değişen dünyaya uyum sağlayabilen, yenilikçi, girişimci, araştıran ve üreten eczacıları yetiştirebilirsek çok daha güçlü bir geleceğe sahip olacağımıza inanıyorum.