BİR İNSAN OLARAK HEKİM

(Özüne kıymış meslektaşlarıma saygıyla.)

İzlediniz mi bilmem. Ama izlemeyenlere hararetle öneririm. Yönetmen Giuseppe Tornatore‘nin, “Stanno Tutti Bene” (Herkesin Keyfi Yerinde) filmi. Gözde oyuncularımdan rahmetli Marcello Mastroianni’nin başrolünde oynadığı çarpıcı bir film. Baba (Marcello), eşini kaybedince yalnız kalır ve yıllar sonra, her biri “müthiş kariyerler” yapmış olan çocuklarını tek tek ziyaret etmek için atlar trene, gider evlerine. Her biriyle de karşılaşmaları hüzün verici, hayal kırıcıdır. Çocuklarının hiçbiri, babalarına söyledikleri gibi kariyer yapmamış; alelade işlerde çalışan ve ilişkilerinde de hüsrana uğramış sıradan insanlardır. Gerisini anlatmayayım. Ama sözü hekimlere, üzeri örtülü başka hüzünlü ve hakiki bir soruna getireceğim.

Hekimler intihar eder mi? Belki birçok kişiye şaşırtıcı gelecektir bu soru ama maalesef evet! Hekimlerin intihar oranı, sanıldığının ve beklendiğinin tersine; topluma kıyasla kadın hekimlerde %130, erkek hekimlerde ise %40 daha fazladır. Bu denli zorluklar içeren, mükemmeliyete varan ustalık ve özen isteyen, dışarıdan her şeylerinin “tıkırında” gittiği sanılan hekimlik mesleğinin icracılarındaki intiharlara biraz eğilelim.

Öncelikle bir soru: Herkes intihar edebilir mi?

Yanıt: Evet!

Biyolojik, ruhsal, zihinsel ve sosyoekonomik olumsuz koşullar öyle bir anda, öyle bir şekilde bir araya gelir ki akıbet kaçınılmaz olabilir. Kişilik özellikleri, toplumsal destek ya da manevi inançlar nedeniyle bazı insanlarda daha az görülse de, o meşum bileşenlerin buluştuğu noktada kimse intihardan, özüne kıymaktan tamamen muaf değildir.

İntihar olasılığını artıran durumlar

  • Ağır depresyon, iki uçlu bozukluk (manik depresyon), alkol kullanım bozukluğu, yoğun bunaltı ve borderline kişilik bozukluğu.
  • Daha önce intihar girişiminde bulunmuş olmak. Her girişim, bir sonrakinin daha ciddi olma riskini artırır.
  • Çocukluk çağında ciddi örselenmeler yaşanmış olması.
  • Ailede ruhsal hastalık ya da intihar öyküsünün bulunması.
  • Fiziksel, ruhsal veya cinsel tacize, özellikle uzun süreli tacize maruz kalınması.
  • Kişinin içsel dengesini ve toplumsal ilişkilerini bozabilecek ağır maddi ve manevi kayıplar yaşaması.
  • Evlilik sorunları veya ev içi şiddete maruz kalmak.

Ayrıca;

  • Yasal sorunlarla karşılaşmak.
  • İş yerinde güvenlik endişesi, artan iş yükü ve giderek yükselen beklentiler.
  • Ekonomik sorunlar.
  • Yöneticilerin ve meslek kuruluşlarının yetersiz desteği ya da engelleyici tutumu.
  • Sağlık sorunu yaşandığında, sadece toplum tarafından değil, kimi zaman meslektaşları tarafından da yalnız bırakılmak.

Çoğu hekim, kendisini mesleki kimliğiyle tanımlar ve kendi değer algısını bu kimlik üzerinden şekillendirir. Mesleki kimliğinin gördüğü değer arttıkça kendisini iyi, azaldıkça kötü hissedebilir.

Şimdi aklıma gelen bir anekdotu aktarmanın yeri.

Bir hekim arkadaşımı soran biri, “Ne hekimi?” dedi.

“Hekim.” dedim.

“Yani branşı ne?” diye sordu.

“Pratisyen, aile hekimi.” dediğimde yüzünü buruşturarak:

“Yani düz hekim…” diye tamamladı.

Düşünsenize; kazanması ve okuması son derece zor olan tıp fakültesini yaklaşık yedi yılda bitiriyorsunuz ve ardından “düz hekim” olarak küçümseniyorsunuz.

Mahallemizin aile hekimine gittiğimde üzülerek gördüm ki insanlar ellerindeki küçük notları hekimin masasının üzerine bırakıp:

“Şunları şunları istiyorum.” diyorlardı.

İs-ti-yo-rum…

Ülkemizin en önemli birinci basamak sağlık hizmetini sunan aile hekimlerinin hak ettikleri değeri görememeleri gerçekten düşündürücü.

Meslektaşlarımızın neden uzmanlık sınavını bu kadar önemsediğini üzülerek anlıyorum. Toplumun ve ailenin beklentileri ile görünmez ama yoğun baskısı bu yöndeyken; bitirdiğiniz okulun hak ettiği itibarı görememesi elbette önemli bir sorun oluşturuyor.

Uzun mesai saatleri, yorucu nöbetler, verilen emeğin karşılığını tam alamamak, son yıllarda giderek artan meslek itibarsızlaştırılması, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, güvenlik kaygıları ve geleceğe ilişkin umutların azalması; mevcut tükenmişliği ve ruhsal sıkıntıları daha da derinleştiriyor.

Acıdır ki sağlık sisteminin içinde olan hekimin, sağlık hizmeti alma olasılığı da daha düşüktür. Bunun bir nedeni toplumdaki “Hekim de hasta olur mu?” anlayışıdır.

Diğer neden ise bizzat hekimin kendisidir.

Hekim çoğu zaman hastalığı kendisine konduramaz. İnkâr, gerekçelendirme ve durumu normalleştirme gibi savunma mekanizmalarını daha sık kullanır.

Yine paradoksal biçimde hekimin profesyonel yardım alması da güçleşir. Yardım istemesi hâlinde hastaları ve meslektaşları tarafından olumsuz değerlendirileceğini, güven kaybına uğrayacağını, hastalarını kaybedebileceğini ya da mesleki sorunlar yaşayacağını düşünebilir.

Ne yazık ki meslek içindeki etiketleme, dışlama ve dedikodu kültürü de bu kaygıları besleyebilmektedir. Bu nedenle ruhsal sıkıntı yaşayan hekimin yardım alma olasılığı toplumun diğer bireylerine göre daha düşüktür.

Sonuç olarak; hekimin de bir insan olduğunu, kırılabilir olduğunu unutmamalıyız.

Hekimlik mesleği, depresyona karşı koruyucu bir zırh değildir. Aksine, mesleğin kendisi kimi zaman önemli bir ruhsal yük kaynağı olabilir.

İntiharları tamamen ortadan kaldırmak mümkün görünmese de, hekim intiharlarının azaltılması için çalışma koşullarının iyileştirilmesi, ekonomik koşulların güçlendirilmesi, toplumdaki saygınlığın yeniden kazandırılması ve hekimlerden beklenen yükün makul düzeylere çekilmesi büyük önem taşımaktadır.

Ruhsal sıkıntı yaşadığı görülen bir hekimin, meslektaşları tarafından görmezden gelinmesi yerine; empatiyle yaklaşılması, destek olunması ve yardım önerilmesi etik olduğu kadar vicdani bir sorumluluktur.

Hekimin kendisine düşen görevler de vardır.

Bilmeliyiz ki kişi mesleğinden ibaret değildir. Biz, mesleğimizden çok daha fazlasıyız.

Bunun gerçekten hissedilebilmesi için hekimin spora, sanata, okumaya, toplumsal etkinliklere ve tıp dışındaki ilgi alanlarına da zaman ayırması gerekir. Hekimlik önlüğünü çıkardığında kimliğinin boşlukta kalmaması için bu gereklidir.

Yardım almak, gerektiğinde yardım istemek ve yardıma açık olmak bir zayıflık değil, aksine bir erdemdir.

Hekim de bir insandır ve insana yine bir hekim, elinden geldiğince, yardım edebilir.

İnsan insanın kurdu da olsa, yine de ne varsa insanda var!