DNA ANALİZLERİ VE MODERN DELİL TEKNOLOJİLERİ
Adli bilimlerde biyoteknolojik yöntemler, özellikle DNA analizleri sayesinde suçların aydınlatılmasında ve kimlik tespitinde kritik rol oynuyor. Gelişen moleküler teknolojiler, adli soruşturmalarda daha hızlı ve güvenilir deliller elde edilmesine önemli katkı sağlıyor. Bu yazıda adli bilimlerde kullanılan biyoteknolojik yöntemler derlenmiş, özellikle DNA temelli tekniklerin adli bilimlerdeki önemi değerlendirilmiştir.
DNA Analizi
Adli tıp, şüpheli vakaların aydınlatılmasında yüzyıllardır kullanılmaktadır. Biyolojik materyallerin adli delil olarak kullanımı ise özellikle 20. yüzyılın başlarından itibaren yaygınlaşmıştır. Kimlik tespitine yönelik ilk çalışmalarda kan grubu tayinleri ve protein farklılıklarını belirlemek amacıyla elektroforetik yöntemlerden yararlanılmıştır.
DNA’nın yapısı ve işlevinin ortaya çıkarılmasının ardından serolojik yöntemlerin yerini DNA polimorfizmlerini inceleyen analizler almıştır. Zaman içinde DNA analizleri, yalnızca kimlik tespitinde değil, pek çok adli olayın aydınlatılmasında mahkemelerin en güçlü bilimsel delillerinden biri hâline gelmiştir.
DNA molekülü genetik bilgiyi taşıdığı için pek çok bilim dalında yoğun olarak araştırılmaktadır. Adli vakalarda DNA analizleri sayesinde;
- Kimliği belirsiz kişilerin tespiti,
- Babalık ve annelik davalarının sonuçlandırılması,
- Olay yerinde bırakılan biyolojik materyallerden suçlunun kimliğinin belirlenmesi
mümkün olmaktadır.
DNA yapısının keşfi ve buna bağlı geliştirilen analiz yöntemleri adli bilimler açısından devrim niteliğinde olmuştur. DNA’nın çift sarmal yapısı, 1953 yılında James D. Watson ve Francis H. Crick tarafından açıklanmıştır.
1980 yılında David Botstein ve çalışma arkadaşları, tüm insanlarda DNA’nın büyük bölümünün benzer olmasına rağmen bazı küçük DNA parçalarının bireyler arasında farklılık gösterdiğini ortaya koymuş ve bu yapılar Restriksiyon Parça Uzunluğu Polimorfizmi (RFLP) olarak adlandırılmıştır. Bu keşif hem klinik tanıda hem de adli bilimlerde önemli bir dönüm noktası olmuştur.
1984 yılında Alec Jeffreys, RFLP tekniğinin bireylerin ayırt edilmesinde kullanılabileceğini göstermiş ve bu yöntem 1985 yılında İngiltere’de ilk kez adli tıpta uygulanmıştır. Böylece “DNA Parmak İzi” yöntemi adli bilimlerin en önemli kimliklendirme tekniklerinden biri hâline gelmiştir.
Bireyler arasındaki DNA dizilim farklılıklarına genetik polimorfizm adı verilmektedir. Adli Seroloji ve Adli Hemogenetik bu alanda çalışan temel disiplinlerdir. Bir polimorfizmin oluşabilmesi için genomun belirli bir bölgesinde meydana gelen değişikliğin nesiller boyunca aktarılması ve toplumda görülme sıklığının %1’in üzerinde olması gerekir.
İnsan genomu yaklaşık 3 milyar baz çiftinden oluşur ve 20-25 bin civarında gen içerir. Protein kodlayan bölgeler genomun yalnızca yaklaşık %2-3’lük kısmını oluştururken, geri kalan büyük bölüm protein kodlamayan tekrar dizilerinden meydana gelir.
Mikrosatellitler (STR)
Adli bilimlerde DNA analizini önemli kılan yapılardan biri de mikrosatellitlerdir. Mikrosatellitler, genom boyunca dağılmış 2-7 baz çifti uzunluğundaki kısa tandem tekrar (STR) dizilerinden oluşmaktadır.
STR bölgelerindeki tekrar sayılarındaki farklılıklar birçok genetik çalışmada belirteç olarak kullanılmaktadır. Bu bölgeler insan genomu boyunca yayılmıştır ve yaklaşık her 6-10 kilobazda bir bulunmaktadır.
Günümüzde STR analizleri;
yaygın olarak kullanılmaktadır.
Özellikle çok az miktardaki biyolojik örneklerden bile güvenilir sonuçlar alınabilmesi nedeniyle STR analizi adli bilimlerde vazgeçilmez yöntemlerden biridir.
Rastgele Amplifiye Polimorfik DNA (RAPD)
Adli bilimlerde kullanılan bir diğer biyoteknolojik yöntem ise Rastgele Amplifiye Polimorfik DNA (RAPD) analizidir.
DNA yapısının keşfedildiği ilk yıllarda araştırmalar daha çok insan kalıtımının ortaya çıkarılmasına odaklanmış, DNA üzerindeki varyasyon çalışmaları ise sınırlı kalmıştır. RAPD yöntemi bu alandaki önemli gelişmelerden biri olmuştur.
Bu yöntemde, DNA’nın birçok farklı bölgesini aynı anda çoğaltabilen spesifik olmayan primerler kullanılır. PCR sonucunda elde edilen DNA ürünleri elektroforez yöntemiyle ayrıştırılır. Elektroforez sonucunda oluşan belirli uzunluktaki bantlar veya pikler bir lokus olarak değerlendirilir.
Ancak bu yöntemin en önemli dezavantajı, elde edilen bantların DNA’nın tam olarak hangi bölgesini temsil ettiğinin bilinmemesidir. Çok sayıda RAPD lokusunun elde edilmesi, bilgi veren ve bilgi vermeyen polimorfizmlerin ayırt edilmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle özel elektroforez sistemleri ve analiz yazılımlarının kullanılması gerekmektedir.
Adli bilimlerde RAPD yöntemi özellikle çürümüş cesetlerin adli entomolojik analizlerinde önemli bir yere sahiptir.
ParaDNA Vücut Sıvısı Tanımlama Sistemi
Kan, tükürük veya meni gibi biyolojik vücut sıvıları, ceza davalarında oldukça güçlü deliller sunabilmektedir. Olay yerinde veya mağdur üzerinde bulunan biyolojik sıvıların doğru şekilde tespit edilmesi ve analiz edilmesi hem bilimsel hem de hukuki açıdan büyük önem taşımaktadır.
Bu sıvılardan elde edilen DNA sayesinde mağdurun veya şüphelinin kimliğine ulaşılabilmektedir.
Günümüzde vücut sıvılarının belirlenmesinde farklı yöntemler kullanılmaktadır. Klasik yöntemler çoğunlukla serolojik ve mikroskobik incelemelere dayanır. Ancak bu yöntemlerin zaman alması ve bazı durumlarda yeterli doğruluk sağlayamaması nedeniyle moleküler temelli yeni yöntemler geliştirilmiştir.
Bu çalışmalar sonucunda aynı biyolojik örnekten vücut sıvılarının belirlenmesini sağlayan;
- mRNA,
- miRNA,
- DNA metilasyonu
temelli yeni moleküler yaklaşımlar geliştirilmiştir.
Bu yöntemler arasında en yaygın kullanılan teknik mRNA analizidir.
Adli bilimlerde farklı vücut sıvılarını ayırt etmek amacıyla oldukça hassas mRNA testleri geliştirilmiştir. Bu kapsamda geliştirilen ParaDNA Vücut Sıvısı Tanımlama Sistemi, mRNA temelli çalışan yeni nesil analiz sistemlerinden biridir.
ParaDNA sistemi aynı anda altı farklı biyolojik sıvıyı analiz edebilmektedir:





