ECZACILARIMIZIN VE HALKIMIZIN YANINDAYIZ

Öncelikle yeni dönemin hayırlı olmasını dileriz. Röportajımıza geçmiş dönemin değerlendirmesi ile başlamak isteriz.

Geçtiğimiz dönemde özellikle pandemi sürecini, 2020 yılında İzmir Depremi’ni ve son olarak da ne yazık ki 6 Şubat 2023’te 11 ili kapsayan, hepimizi derinden sarsan ve “Yüzyılın Felaketi” olarak adlandırılan depremi yaşadık.

Pandemi, İzmir depremi ve ardından 6 Şubat deprem felaketi… Bu süreçlerde Türkiye’nin dört bir yanındaki eczacı arkadaşlarımız mesleki sorunlarını bir kenara bırakarak oluşturdukları ilaç desteğiyle gönüllü olarak deprem bölgesine gittiler. 28 ayrı noktada kurulan sahra eczanelerinde, çadırlarda ve konteynerlerde iki ayı aşkın süre boyunca depremzedelere sağlık hizmeti sundular.

Depremin ardından önce Hatay merkezde yaklaşık 20 gün, daha sonra ise Samandağ’da bir buçuk aydan fazla görev yaptık. 100’ün üzerinde gönüllü eczacı arkadaşımız 4’er günlük periyotlarla bölgeye gidip geldi.

Dışarıdan bakıldığında oldukça zor ve rutin yaşamdan uzak bir dönemdi. Ancak hem İzmir’den hem de diğer illerden gelen tüm eczacı arkadaşlarımla gerçekten gurur duydum.

Kasım ayında gerçekleştirdiğimiz mitingde mesleğimizin yaşadığı sorunları dile getirmiştik. Ancak birkaç ay sonra yaşanan depremde yine sağlık çalışanı kimliğimizle bölgeye koştuk. Döndüğümüzde ise hepimizin aklında aynı soru vardı:

“Acaba biraz daha kalsaydık mı? İnsanlara biraz daha yardımcı olabilir miydik?”

Fakat gördük ki birkaç hafta bölgede çalışıp dönmek sorunu çözmüyor. İzmir depreminden biliyoruz ki yıllar geçmesine rağmen insanların sorunları devam ediyor. 6 Şubat depreminin ardından da aynı tabloyu gördük. Bu nedenle bölgedeki insanların elini uzun yıllar bırakmamamız gerekiyor.

Bu büyük felaketin etkilerinin ne kadar süreceğini kestirmek mümkün değil. Devletimizin imkânları ve milletimizin desteğiyle yaralar mutlaka sarılacaktır ancak kolay olmayacağı da ortada. Kaybettiğimiz her can için büyük üzüntü duyuyorum. Hayatta kalıp yaşam mücadelesi veren herkese ise destek olmaya devam etmeliyiz.


Diğer taraftan hâlâ Eczacılık Fakülteleri açılmaya devam ediyor. Fakülte sayısı 60’ın üzerine çıktı. Var olan fakültelerin kontenjanları da her yıl artırılıyor. Bunun mesleğimizi giderek değersizleştirdiğini düşünüyoruz.

Eczacılık bugüne kadar istihdam sorunu yaşamayan bir meslek grubuydu. Ancak bugün ciddi bir istihdam sorunu ile karşı karşıyayız. Bu sorunu çözmeden diğer sorunların çözülmesi de mümkün görünmüyor.

Bunun dışında ekonomik olarak eczanelerin, İlaç Fiyat Kararnamesi kapsamında uygulanan Avro endeksli sistemden çıkarılması gerekiyor. Bugün tüm iyileştirmelere rağmen ilaçta 14 TL’ye sabitlenmiş Avro kuru ile bu sistemin sürdürülebilir olması mümkün değil.

Ürünlerin yarısından fazlası ithal iken düşük Avro kuru ile ilaç fiyatlarını baskılamaya çalışmak ya da eczacılık hizmetlerinin maliyetini kısmak doğru bir yaklaşım değil. Bu, mevcut sağlık politikasının bir sonucu.

Nasıl ki sağlık çalışanları emeklerinin karşılığını alamadıklarını ifade ediyorsa, bizler de eczacılık hizmetinin hak ettiği değeri görmediğini düşünüyoruz.

İlaçların bulunamadığını görüyoruz. Bazı dönemlerde tamamen piyasadan kayboluyor, bazı dönemlerde ise sınırlı sayıda bulunabiliyor. Özellikle ithal ilaçlara ulaşmakta ciddi güçlük yaşanıyor.

Bizler ve ülkemiz adına daha da üzücü olan ise dünyanın birçok ülkesinde kullanılan yeni nesil ilaçların Türkiye’ye hiç gelmemesidir.

İlaç firmaları mevcut fiyat politikası nedeniyle Türkiye pazarına başvuru dahi yapmıyor. Yurt dışındaki kongrelere katılan hekim ve eczacı arkadaşlarımız, birçok ülkede akıllı ilaçların yaygın olarak kullanıldığını görüyor ve bunların neden Türkiye’de bulunmadığını soruyorlar. Biz de mevcut fiyat politikasının buna neden olduğunu anlatıyoruz.

İlaç sektöründeki sorunlardan bahseder misiniz?

Aslında ilaç niteliği taşıyan bazı ürünlerin ilaç değilmiş gibi farklı bakanlıklar tarafından ruhsatlandırılması önemli bir sorun.

Bu nedenle Danıştay’da Tarım ve Orman Bakanlığı ile ilgili bir dava açtık ve süreç devam ediyor.

Biz diyoruz ki; bunlar ilaçtır. Tarım Bakanlığı bunlara ruhsat veremez. 1.000 mg C vitamini, magnezyum, çinko veya kalsiyum gibi ürünlerin “gıda takviyesi” adı altında internetten ya da herhangi bir dükkândan bilinçsizce satılması doğru değildir. İnsan sağlığı bu kadar ucuz olmamalıdır.

Bir diğer önemli konu ise diz içine enjekte edilen bazı preparatların tıbbi cihaz kapsamına alınmaya çalışılmasıdır.

Bugün bazı hekimler hastaya bir broşür veriyor. Broşürdeki telefon aranıyor ve preparat doğrudan kişiden temin ediliyor. Çünkü ürün artık eczanelerde bulunmuyor.

Ancak gördüğümüz kadarıyla bu ürünler araç bagajlarında veya çantalarda taşınıyor. Üstelik oldukça yüksek fiyatlarla satılıyor.

Bu konuyla ilgili Sağlık Bakanlığı’na görselleriyle birlikte başvuru yaptık. Bu ürünlerin hangi koşullarda saklandığının bilinmediğini, doğru kullanılıp kullanılmadığının denetlenemediğini, eczane dışında sağlık çalışanı olmayan kişiler tarafından satıldığını ve vatandaşın mağdur edildiğini anlattık.

Ancak yaklaşık bir yıldır herhangi bir cevap alamadık. Süreci takip etmeye devam ediyoruz.

Dünyada buna benzer bir uygulama var mı bilmiyorum ancak bu durum aldığımız eğitimle ve sağlık hizmeti anlayışıyla hiçbir şekilde bağdaşmıyor.

İlaçta uygulanan Avro kuru ile ilgili öneriniz nedir?

Yaklaşık 25-30 yıl önce enflasyona endeksli bir sistem vardı. Gerektiğinde fiyat güncellemesi yapılırdı.

Bu sayede Türkiye’de ilaç bulunabilir durumdaydı. Evet, zaman zaman sık zam geliyordu ancak hiçbir ilacı yok satmıyorduk.

Bugünkü sistem ise öngörülebilir değil.

Örneğin ekim ayında “Aralıkta yüzde 30 zam gelecek.” deniliyor.

Bir ilaç firması olsanız, zam geleceğini bildiğiniz ürünü bugün piyasaya verir misiniz, yoksa zamdan sonra mı satmayı tercih edersiniz?

Doğal olarak ürün piyasaya çıkmıyor ve ilaç yokluğu yaşanıyor.

Türkiye’de üretilen ilaçlar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yerli firmalar kendi açılarından haklı olabilir.

Özellikle Türk Cumhuriyetlerine Türkiye’dekinden daha yüksek fiyatlarla ilaç satabiliyorlar.

Ancak bu durum iç piyasadaki ilaç miktarını azaltıyor.

Bu nedenle üretimin belirli oranlarda ihracata yönlendirilmesi düşünülebilir.

Örneğin üretilen ilacın en fazla yüzde 10’u ihraç edilebilir.

Elbette ihracat ülkeye döviz kazandırır ancak kendi vatandaşınız antibiyotiğe ulaşamıyorsa burada bir sorun vardır.

Sağlık Bakanlığı’nın fiyat politikasını daha sağlıklı yönetmesi gerekiyor.

Gelecek dönem için hangi sorunları öngörüyorsunuz?

Eğer İlaç Fiyat Kararnamesi değişmez ve fakülte sayıları aynı şekilde artmaya devam ederse sorunlar daha da büyüyecektir.

Bugün 63 fakültenin 45’i mezun veriyor. Birkaç yıl içinde tamamı mezun verdiğinde yıllık mezun sayısı 5 bine yaklaşacak.

Ancak eczane açmak nüfus kriteri nedeniyle sınırlandırılmış durumda.

Öğrenciler yüzde 2’lik başarı dilimiyle zor bir fakülte kazanıyor, 5 yıl eğitim alıyor, ardından zorunlu stajını tamamlıyor.

Sonrasında ise ne kamuda yeterli istihdam var ne ilaç sektöründe yeterli alan ne de yeni eczane açma imkânı.

Bu sistem maalesef kendi eliyle işsiz eczacılar oluşturacaktır.

Son olarak yeni dönem hedefleriniz nelerdir?

Eczacı meslektaşlarımızın daha az sorun yaşadığı, ekonomik açıdan daha güçlü olduğu ve sürdürülebilir bir eczacılık sisteminin oluşturulduğu bir dönem hayal ediyorum.

İzmir’deki yerel sorunları çözme konusunda kurumlarla güçlü ilişkilerimiz var.

Ancak temel sorunlar Ankara’da çözülmesi gereken yapısal sorunlardır.

Türk Eczacıları Birliği ile uyum içerisinde çalışıyoruz. Birlikte hareket ederek büyük sorunların çözümüne katkı sunmak istiyoruz.

Öncelikle eczanelerin ekonomik sorunlarının çözülmesi gerekiyor.

Yüzde 100’e yaklaşan enflasyonun yaşandığı bir ülkede ilaç fiyatlarına 7-8 ay boyunca yalnızca yüzde 30 zam yapılması sorunları çözmüyor.

Bir diğer hedefimiz ise farklı isimlerle ruhsatlandırılarak eczane dışına çıkarılan ürünlerin oluşturduğu halk sağlığı riskini ortadan kaldırmak. Bunun için hukuk mücadelemiz devam ediyor.

Türk Eczacıları Birliği’nin belirli limite kadar ücretsiz sigorta uygulaması oldukça başarılı yürütülüyor. Bunun üzerindeki kısım ise tamamlayıcı sigorta ile güvence altına alınıyor.

Sıralı dağıtım sistemi de meslektaşlarımız arasındaki adaleti sağlayan önemli uygulamalardan biri olarak başarıyla sürdürülüyor.

Bunun yanında, mesleği tamamen bırakmayı taahhüt eden eczacılar için ikinci bir emeklilik sistemi oluşturmayı hedefliyoruz.

İzmir özelinde düşündüğümüz bu projede, meslektaşlarımızın oluşturacağı bir dayanışma fonu ile emekli olan eczacılara ikinci bir maaş desteği sağlanmasını planlıyoruz.

Böylece hem kıdemli meslektaşlarımız daha rahat emekli olabilecek hem de genç eczacıların önü açılacaktır.

Ayrıca içerisinde konferans salonlarının da bulunduğu, daha işlevsel bir oda hizmet binasını İzmir Eczacı Odası’na kazandırmayı hedefliyoruz.

Emlak fiyatlarındaki yüksek artış nedeniyle temkinli ilerliyoruz ancak uygun şartlar oluştuğunda bu projeyi de hayata geçirmek istiyoruz.

Ecz. Tuncay SAYILKAN
İzmir Eczacı Odası Başkanı