İ.E.O. BAŞKANI’NDAN UYARI

Pandemi döneminde öneminin daha çok anlaşıldığı meslek gruplarından biri eczacılık mesleği ve eczacılar oldu. Yaşanılan bu sıkıntılı dönemde birey ve toplum sağlığını koruma görevini en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştıklarını ifade eden İzmir Eczacı Odası Başkanı Ecz. Tuncay Sayılkan, eczane dışı satılan ilaçlar ve eczacılık mesleğinin zorlukları hakkında konuştu.

Korona virüs pandemisi sürecinde eczanelerin hafta sonu çalışma saatleriyle ilgili olarak yapılan uygulamalarda geri dönüşler nasıl oldu?

Geçtiğimiz dönemlerde eczaneleri, sokağa çıkma yasağı olan cumartesi günleri kapattık. Sonrasında 1 Aralık’ta başlayan süreçte yine nöbetçi sayısını artırarak bıraktık. Baktığımızda bu süreçten memnun olan kadar olmayan da var. Cumartesi günü için meslektaşlarımız bu zorlu dönemde istirahat etsin diye bir karar alıyoruz. Bu sefer vatandaşlarımız mağdur olduklarını dile getiriyorlar. Cumartesi günleri; market ve fırınların açık olduğu saat diliminde eczaneleri kapatıp sadece nöbetçi eczaneyi açık bıraktığımızda vatandaşımızın tepkisini görüyorum. Haklı olarak feryat ediyorlar. Diğer taraftan eczanelerin kapalı olması, insanların internet üzerinden ya da eczane dışından alternatif ürün aramalarının yolunu açıyor. Bu konuyla ilgili yıllardır “eczane dışından almayın” dediğimiz ve birçok uyarıda bulunduğumuz halde ne yazık ki internet üzerinden ürün almak daha kolay. Çünkü devir teknoloji devri… Görüyoruz ki yemek, kıyafet siparişi verir gibi vitaminler ya da destek ürünleri internet üzerinden çok rahat alınıyor.

Gıda takviyesi grubu ürünlerin eczane dışında satılması konusunda neler düşünüyorsunuz?

Tarım Bakanlığı’ndan ruhsat alıp aslında ilaç olan C vitamini, kalsiyum, D vitamini; gıda takviyesi olarak ruhsatlandırılınca ilaç değilmiş gibi muamele görüyor. Doğal olarak da insanlar rafına koyup satıyor. Bu konuyla ilgili çok şikâyet var. Ürüne güvenmiyorlar, “daha önceden eczaneden aldığıma benzemiyor” gibi şikâyetler geliyor. Kaldı ki Sağlık Bakanlığı’nda bizi ilgilendiren birim olan Türkiye Tıbbi Cihaz Kurumu, sosyal medya paylaşımlarında bile “internetten aldığınız bu tip ürünlerin tamamı sahtedir” şeklinde uyarıyor. Oradan almayın diyor ama bunu bilen var, bilmeyen var. Ciddiye alan var, almayan var. Ciddiye almayıp sağlığından olanlar oluyor. Bununla ilgili olarak geçtiğimiz aylarda, bu konunun aslında yanlışlığını ifade ettiğimiz bir yazıdan sonra Tarım Bakanlığı ile dava süreci başlattık. Yani halk sağlığı adına yola çıkıyoruz. Bu ruhsatların, Tarım Bakanlığı’ndan alınıp iptal edilerek Sağlık Bakanlığı’nca verilmesini istiyoruz.

Bir ilaç ruhsatı için Sağlık Bakanlığı’na başvurduğunuzda en az 2 yıl onun incelenmesi, laboratuvar ve tetkik süreçleri var. Sonrasında koşullarınız uygunsa ruhsat alabiliyorsunuz. Eğer sizin sunduğunuz etken madde ve ilaç gerçekten doğru ise, insanlara zararı yoksa, belirttiği etkileri sağlıyorsa o ilaç ruhsat alıyor. Ancak Tarım Bakanlığı böyle değil, böyle bir analiz mekanizması yok. Gerekli ücreti yatırıyorsunuz ve 7 gün sonra ruhsatı alıp ürünü satmaya başlıyorsunuz. Çünkü adı ilaç değil; gıda takviyesi, besin takviyesi, bitkisel içerikli ürün diye geçiyor. Biz halk sağlığına bu kadar zarar veren bir uygulamanın, tekrar tamamının Sağlık Bakanlığı’nca ruhsatlandırılmasını istiyoruz. Daha ciddi analizler yapılsın ve her yerde satılmasın. Çünkü Sağlık Bakanlığı’ndan ruhsatlandırılmış bir ürün eczane dışında satılamaz. Genellikle çoğunluğu reçeteli olmak üzere, doktor kontrolünde ve sadece eczanelerde satılabilir.

Biz bu ürünlerin reklamına da karşıyız. Bize “Bu reklamlar sizin satışınızı da artıracak” diyorlar. Bizim için her şey satış değil. Biz eczacılar, fakülteden çıkarken bir yemin ediyoruz. O yeminde paradan daha çok önem verdiğimiz şeyler var. Bunlar halk sağlığı, insanların ihtiyacı olan ve kendilerine zarar vermeyen doğru ürünü kullanmaları… Ama internette öyle değil. İnternette satabildiğin kadar sat, kazanabildiğin kadar kazan mantığı hâkim. Para kazanmak adına insanların sağlığını tehlikeye atanların, bu ülkede sağlık konusuna bu kadar egemen olmalarını kabul edemiyoruz.

Market raflarına, vitamin ve gıda takviyelerinin taşınması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu ürünler Tarım Bakanlığı eliyle gıda takviyesi olarak adlandırılıp ruhsatlandırılıyorlar. Bir süre sonra bununla başa çıkılmaz hâle gelecek. Zincir marketlerin hepsi bu ürünleri raflarına koyacaklar çünkü önlerinde yasal bir engel yok. Market rafında endikasyon belirtmediği sürece yani satış reyonunda “şu hastalığa iyi gelir, şunu iyileştirir” yazmadığı sürece satmasında hiçbir yasal sakınca yok.

Bunun bir benzerini bebek mamalarında da yaşadık. Bebek maması gibi bebeğin ayına, gelişim özelliğine, ihtiyacına göre değişen ve bir bilirkişiye ihtiyaç duyulan bir ürünü rafa deterjanların, sabunların yanına, tuvalet kâğıtlarının arasına koyup herhangi bir ürünmüş gibi satılmasını doğru bulmuyorum.

Şimdi iş bir adım daha öteye gitti. İnsan sağlığına doğrudan etki eden ve kullanıldığı miligramın bile çok önem taşıdığı, kullandığınız ilaçtaki C vitamininin ne kadar olduğu, hastalıklara ya da ne tür etkileşimlere yol açtığını bilmediğiniz ürünleri kolayca alabiliyorsunuz, internetten sipariş edebiliyorsunuz. Bu doğru bir iş değil.

Kazançtan ziyade halk sağlığını öne koyduğunuzda; dünyada internetten veya eczane dışı ürünün en çok satıldığı yer Amerika ve ilaç etkileşimlerine, yanlış ilaç kullanımına bağlı en çok ölümün olduğu yer de Amerika… Ölüm nedenleri içinde yanlış ilaç ve ilaç etkileşimi nedeniyle ikinci ya da üçüncü sırada…

Bizim insanlara bu ürünlerin ilaç olduğunu anlatmamız lazım. Böyle çok keyfi ve ulu orta kullanılmaması lazım. Pandeminin ilk gününden beri “Yüksek miktarda C vitamini kullanırsam bana bir şey olmaz” şeklinde bir düşünce var. Hâlbuki C vitamininin fazlasının karaciğer ve böbrekler üzerinde ne kadar önemli etkileri olduğunu, D vitamininin, magnezyumun, B12 vitamininin ya da kalsiyumun yüksek oranda kullanılmasının yan etkilerini bilmiyorlar. Yüksek dozda kullanırsak sağlıklı oluruz diye düşünüyorlar.

Bu konuda biz, bıkmadan usanmadan anlattık. Bundan sonra da anlatmaya devam edeceğiz. Ama bizim anlatmamız yetmiyor. İnternetten satışı engellemek ile ilgili Sağlık Bakanlığı’nın mücadele ettiğini biliyorum. Siteleri kapatıyorlar ama çok ağır cezalar olmadığı için bir gün sonra ismini değiştirerek farklı internet sitelerinden satışa devam ediliyor. Yani caydırıcı bir ceza yok.

İnsan hayatını bu kadar olumsuz etkileyen bir ürünü satabilmenin, üretebilmenin, reklamını yapabilmenin; bununla ilgili insanları kandıran birtakım ilanlarla, reklamlarla, afişlerle bunu pazarlamaya çalışmanın ağır cezası olmalı. Farklı ülkelerde insanlar yapıyor olabilir, sağlık okuryazarlığı yüksektir. Örneğin İngiltere, Hollanda, İtalya ile Türkiye’deki sağlık okuryazarlığı aynı değildir. Oradaki insanlar daha bilinçlidir. Siz onu markette sunsanız bile almıyordur. Ama Türkiye’de sağlık okuryazarlığına baktığınızda, gördüğü zaman C vitamini olarak alabilecek birçok insanımız oldu. İyi niyetle bu ürünlere kolayca ulaşabildiği için de tercih ediyor.

Merkezi otoritenin, yukarıdan aşağıya belirli kurallarla bunları şekillendirmesi lazım. Aksi halde farklı mecralardan yapılan bilgilendirme ve uyarılarla bir sonuca varamıyoruz. Biz Eczacı Odası olarak afişler, bilgilendirme broşürleri yaptık. Ama geldiğimiz noktaya baktığımızda vatandaş hâlâ internetten ya da eczane dışından bu ürünleri alıyor.

Eczanelerde ısı-nem ölçümü yapılan, saatlik ve anlık olarak sürekli kaydedilen bir sistem var. İlaçların belli bir sıcaklık ve nem oranında muhafaza edilmesi gerekiyor. Marketlerde satılanlar, ruhsatı gıda takviyesi oldukları için ısı-nem kontrolü yok. Ya da internetten size gönderilen ürünün, Sağlık Bakanlığı’na göre yüzde 100 sahte olan ürünün nerelerde saklandığını, nerelerde yolculuk ettiğini, içinde ne olduğunu bilmiyorsunuz.

Eczacı odalarının, meslek örgütümüzün değişik yerlerinde, değişik zamanlarında bu ürünleri internetten sipariş edip analiz yaptırdığınızda çok tuhaf gerçeklerle karşılaşıyorsunuz. İçinde olmaması gereken maddeler de var, olmaması gereken dozlar da var. Böyle bakıldığında, internetten sipariş verip ya da marketten alıp kullanarak büyük bir kumar oynuyor insanlar.

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun eczacıları ilgilendiren ve ertelenen kısmında; hastanın vatandaşlık numarasını aldıkları için numaranın çalınması ya da kötü niyetli kullanılması gibi bir problem olduğunda eczacı sorumlu tutuluyor. Bu düzenleme hakkında düşünceleriniz nedir?

Eczanelerimizde insanların ilaç bilgisine, T.C. kimlik numarasına, gittiği hastanelere kadar bütün verileri gördüğümüz program, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun programı. Yani Türkiye’nin hangi eczanesine giderseniz gidin, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Medula sistemine kimlik bilgisi girdiğinizde o bilgilere ulaşıyorsunuz. Ama bu eczaneyle ilgili veri kaynağı değil. Aynı veriye İzmir’de de ulaşırsınız, Aydın’da da ulaşırsınız, Kars’ta da ulaşırsınız. Dolayısıyla o eczanenin, o kişinin verilerini saklamak, onları korumak gibi özel durumu yok.

Birçok meslek grubunun muaf tutulduğu bu uygulamada, eczacıların da muaf tutulması yönünde birkaç başvuru yapmıştık. Ötelendiği için bu 6 aylık süreçte neler değişir bilmiyorum ama biz muaf olmakla ilgili talebimizde ısrar ediyoruz. Umuyoruz ve diliyoruz ki eczacılar, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile ilgili yükümlülüklerden muaf olur.

Peki şu anda günümüz koşullarına baktığımızda, eczacıları tehdit eden en büyük sorun nedir sizce?

Bir tane değil, üç tane sorun var. Bence birbirinden ayıramayız.

Bir tanesi, kontrolsüz açılan fakülte ve sayıları artan kontenjanlar… İki ayağı olan bir sıkıntı bu… Biz bundan 25-30 yıl önce mezun olduğumuzda Türkiye’de 7 fakülte vardı, şu an elliden fazla fakülte var. Yurt dışında denkliği olanları saydığınızda durum daha korkunç ve bunların kontenjanları her yıl artarak devam ediyor. Her yıl binlerce yeni mezun eczacı çıkıyor.

2017’de yürürlüğe konulan ve eczane açmayı kısıtlayan bir yasa nedeniyle yeni mezunlarımız 5 yıllık eğitimin sonunda istihdam sorunu yaşıyorlar ve yaşamaya da devam edecekler. Bununla birlikte laboratuvarı, dersliği, hocası olmayan fakülteler açıp buralara çocukları alırsanız, o çocuklar 4-5 yıl sonra bu okullardan mezun olduğunda gerçekten insanlara sağlık hizmeti verecek donanımda da olamayacaklar. O çocukların suçu değil bu…

İkinci sorun bulunamayan ilaçlar… Çünkü Türkiye’de ilaç fiyatları ile ilgili kararname var. Her sene şubat ayında ilaca zam yapılan bir süreç var. İlaca enflasyon oranında, Euro’daki artış oranı kadar yani yüzde 26,8 zam yapılması gerekirken, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile son gün alınan kararla bu oran yüzde 20’yi geçemez denildi ve yüzde 20 zam yapıldı.

Eczacı kimliği ile ben ilaç zammının bu kadar yüksek olmasını desteklemiyorum. Ama ilaç firmaları için Euro’daki artış, hammaddedeki artış yansıtılmazsa bulunamayan ilaçların sayısı artıyor. Çünkü döviz kurunun güncel olmamasından kaynaklı birçok yabancı ithal ilaç Türkiye’ye gelmiyor. Var olan firmalar da ithalatı azaltıyor, ihtiyaç kadar getirmiyorlar.

Fiyat Kararnamesi nedeniyle ortaya bulunamayan ilaçlar, aksayan tedaviler ve halk sağlığı ile ilgili birçok olumsuzluk çıkıyor. Bunun çözümü de çok net. Her yıl Türk Eczacıları Birliği’nin Türkiye’ye bulunamayan ilaçları getirdiği İthal İlaç Birimi var. Bunların Türkiye ruhsatlı olarak gelebilmesi ve Türkiye’deki 27 bin eczanede bulunabilirliğinin sağlanması için Euro kurunun ve Fiyat Kararnamesi’nin güncellenmesi gerekiyor.

Eczacı, bulunamayan bir ilacı hastasına veremediği için hem manevi hem de maddi olarak yıpranıyor. Bu sorunun çözülmesi lazım.

Üçüncü sorun ise eczane dışı ürünlerin internette veya başka yerlerde satılması… Bu yetkinin Tarım Bakanlığı’ndan alınıp Sağlık Bakanlığı’na verilmesi gerekiyor. Burada önemli olan bizim için yine halk sağlığı. İnsanların bu kadar bilinçsizce ve kolayca ulaşıp, sağlık uzmanına danışmadan bu tip ürünleri kullanmasının doğru olmadığını düşünüyorum.

Eczacılık mesleğinin geleceği ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

Pandemide sağlık hizmetlerinin çok önemli olduğu ortaya çıktı. Ayrıca eczacılar da bu ülkede birinci basamak sağlık hizmet sunucusu olarak sağlık hizmetlerinin vazgeçilmezi…

Daha uzun yıllar bu ülkede eczacılık mesleği hem saygın hem de bu önemli görevi sürdürecek bir meslek grubu olacaktır.

İnsan sağlığı söz konusu olduğunda hekim, hemşire, hastane çalışanları, diğer sağlık çalışanları, eczacılar ve eczaneler önemli bir görev üstlenmiştir. Kimisi ilacın üretiminde, kimisi hastane eczanesinde, kimisi akademide, kimisi Sosyal Güvenlik Kurumu’nda görev yapıyor. Ancak çoğunlukla eczanelerde 80 milyondan fazla insanın sağlık hizmetine danışmanlık yapmak gibi önemli bir sorumluluğu yerine getiriyoruz.

Çözülmesi gereken sorunlarla birlikte önümüzdeki yıllarda bu mesleğin saygınlığının artarak devam edeceğini görüyorum. Bu meslek daha uzun yıllar herkesin imrendiği, tercih ettiği bir meslek olacaktır. Aksi hâlde her yıl artan mezun sayısıyla kısa süre sonra sorunlu meslek gruplarından birine dönüşecektir.

Ama yine de insanlara sağlık hizmeti sunmanın onurunu yaşayan bir eczacı olarak söylemek isterim ki; sağlık hizmetinin eczanelerde sunulan kısmı vazgeçilmezdir, değerlidir.

Bu süreçte katkısı olan tüm meslektaşlarıma, isimsiz kahramanlara ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Kaybettiklerimize başsağlığı ve rahmet diliyorum. Birlikte yine bu ülkeye, bu ülkenin insanına güzel hizmetler sunmaya devam edeceğimize inanıyorum.