İSG İÇİN REFORM ÇAĞRISI

İş Sağlığı ve Güvenliği Uzmanı Gökhan Güler, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında İSG alanında hayata geçirilmesi gereken reform ve çözüm önerilerini değerlendirdi.

Tüm ülke çapında tek yürek olarak her birimiz Cumhuriyet’in ilan edilişinin yüzüncü yılını büyük bir coşkuyla kutladık. İkinci yüzyılın ilk günlerini şimdiden yaşamaya başladık bile… İlk yüzyıl bizlere çok büyük zorluklar getirdi. Gerek ülke çapında gerekse de dünya çapında sosyal, kültürel, siyasal ve en önemlisi toplum sağlığı yönünden ciddi derecede sınandık. Dünyanın en büyük ikinci savaşını, askeri darbeleri ve terör olaylarını ilk yüzyılın içerisinde yaşamış olduk. Umarım bu yüzyılda aynı olumsuz durumlar tekrar etmez. İnsanlık namına her daim ileriye doğru emin adımlarla ilerleyeceğimiz bir yüzyıl olur.

20 Haziran 2012 tarihinde Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin münferit olarak hazırlanmış ilk kanun olma özelliğini taşıyan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, Cumhuriyet’in ilk yüzyılı içerisinde kendisine yer bulmuş oldu. Yayımlanmasından günümüze kadar geçen zaman zarfında kanunun bazı maddeleri çeşitli gerekçeler gösterilerek ertelendi. Büyük eleştirilere maruz kalan İş Sağlığı ve Güvenliği sektörü, yapılan bazı sözde düzenlemeler ile daha da çalışılamaz ve işleyemez hale büründü. Yapılan tüm düzenleme çalışmaları sonuçsuz kalarak rantı ve haksız kazancı besleyen birer gelir kapısı haline geldi. Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği sektöründeki haksız kazancı engelleyebilirsek, bir yılda tüm dış borçlarımızı rahatlıkla ödeyebiliriz.

İş Sağlığı ve Güvenliği sektörüne ilk yıllarda giriş yapan meslek mensuplarının birçoğu, sektörün patronu haline gelerek sektörün gücü oldular. Tam 11 yıl boyunca sisteme faydalı tek bir çivi çakmadıkları gibi gerek OSGB, gerek İSG Eğitim Kurumu, gerekse de İSG Sağlık Kabini yapılarında faaliyet göstererek sistemin onlara sunduğu tüm açıklıklardan önemli ölçüde haksız kazanç elde ettiler. Sonuçta olan ise bu mesleği profesyonel geleceği için seçen İSG bölümü öğrencilerine ve yeni sertifika alan İş Güvenliği Uzmanlarına oldu. 11 yıl boyunca verilmeyen sınırlı yetkiler nedeniyle düşük ücretlerle mesleklerini icra etmeye çalıştılar. Birçok uzman ise bu sektörden ayrılarak farklı mesleklere yöneldi.

Peki Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında İş Sağlığı ve Güvenliği sektöründe ne gibi çalışmalar yapılacak? Sektör kendi içerisinde yeni vizyonlar geliştirerek yoluna farklı bir kulvardan mı devam edecek, yoksa bu köhnemiş rant sistemiyle mi yoluna devam edecek?

Geleceğe vizyon çizmek adına bu rant sistemine “Artık yeter!” diyerek bazı yeni nesil çözüm önerilerini sizlerle paylaşmak isterim. Belki bu maddeler dikkate alınırsa Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında İş Sağlığı ve Güvenliği sektörünü daha aydınlık günler bekliyor olacaktır.

  • Yeni ve özgün bir İş Sağlığı ve Güvenliği sistemi oluşturulmalı ve bunu destekleyen yeni bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu hazırlanmalıdır.

  • Üniversitelerde İş Sağlığı ve Güvenliği bölümleri reforme edilmeli, eğitim uygulamalı mühendislik anlayışıyla yeniden yapılandırılmalıdır. İSG bölümü dışındaki alanlardan mezun olanların İş Güvenliği Uzmanı olarak sektöre geçişi sonlandırılmalıdır.

  • Tezsiz yüksek lisans programları kaldırılmalı, yüksek lisans eğitimi tezli ve akademik çerçevede sürdürülmelidir.

  • İSG bölümü mezunlarına mezuniyet derecelerine göre tekniker, mühendis ve yüksek mühendis unvanları verilmelidir. İş Hijyeni Ölçüm ve Analizleri İş Güvenliği Uzmanları tarafından yürütülmelidir.

  • İş Güvenliği Uzmanlarına “İş Güvenliği İç Denetçisi” yetkisi ve unvanı verilerek kamu yararına denetim yapmaları sağlanmalıdır.

  • İş Sağlığı ve Güvenliği sektörü, yapı denetim kuruluşlarına benzer ortak bir havuz sistemiyle finanse edilmelidir.

  • İş güvenliği meslek mensupları için TMMOB bünyesinde bir İş Güvenliği Mühendisleri Odası kurulmalı ve taban ücretler bu oda tarafından belirlenmelidir.

  • İşyeri hemşirelerinin mesleki konumunu güçlendirecek yeni bir yapılanma oluşturulmalı, “Diğer Sağlık Personeli” unvanı yerine “İşyeri Hemşiresi” kullanılmalı ve mesleki haklarını düzenleyen bir birlik kurulmalıdır.

  • Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, SGK ve İSGGM entegrasyonunu sağlayacak tek tip bir İş Sağlığı ve Güvenliği Bilgi Yönetim Sistemi kurulmalı, tüm İSG faaliyetleri bu platformda kayıt altına alınmalıdır.

  • Sosyal Güvenlik Sistemine, yalnızca işverenlerin prim ödeyeceği İş Sağlığı Sigortası ve İş Güvenliği Sigortası olmak üzere iki yeni zorunlu sigorta sistemi eklenmelidir. Bu sistem, iş kazaları ve meslek hastalıkları sonrasında çalışanların hak kaybı yaşamamasına katkı sağlayacaktır.